Derin Sular: Size malum önsöz ricası ile birlikte röportaj teklifini ileteli bir ay oluyor aşağı yukarı, ama kısmet bugüneymiş diyerek başlayalım isterseniz.
Altı Üstü Tasarım: Başlayalım.
Derin Sular: Yakın çevremdeki bazı kişilerin de röportajdan haberleri vardı ve sizce mahzuru yoksa 'ödünç' sorular da karıştıracağım araya fırsat buldukça! Tabii bunlar arasında aslan payının Blogistan yazarı Zeynep Özata'ya ait olduğunu belirtmeliyim. Ama onun da pazarlama merkezli sorularını epey makasladım!
Altı Üstü Tasarım: Elimden geldiğince cevap vermeye çalışırım.
Derin Sular: Sizin 100'ün üzerinde blogu takip ettiğinizi biliyorum. Bu kadar çok blogu 'neden' takip ettiğinizi sorabilir miyim? Nedir sizin için blog okumayı bu kadar çekici kılan?
Altı Üstü Tasarım: En önemli nedeni "sohbet" ortamı. Kim sıcak bir sohbeti, soğuk, dilekçe gibi yazılmış bir web sitesine tercih etmez? Bu nedenle blogları okumak, onlardan yeni ürünler hakkında, yeni teknik konular hakkında ya da politika ile ilgili yazılar okumak hoşuma gidiyor. Bir başka nedeni ise, 100 küsür web sitesini okumak kolay bir şey değil. Hangi adrese, ne zaman gideceksiniz? Acaba gittiğinizde, içerik yenilenmis olacak mı? Yani bir çok engel var. Fakat bloglarda kullanılan RSS teknolojisi sayesinde, tüm yapmanız gereken, RSS okuyucunuzu açmak ve yeni içeriği okumak.
Neden sorusunun cevabına gelince, bilgi almak ve kendimi bilgilendirmek en ön sırada geliyor. Yani sırf birileri bir şeyler yazıyor diye okumuyorum blogları. Bencil nedenleri de var: Bilgilenmek!
Derin Sular: Evet, pek çok insan için samimiyet gerçekten de epey ön planda. Tabii bir de bunun bilgilendirici bir hüviyetinin de olması konuyu daha da makul kılıyor. Peki sizin blog 'yazmaya' karar vermeniz nasıl oldu?
Altı Üstü Tasarım: Yıllar önce eşim, ilk kızım doğmadan önce bir arkadaşının tavsiyesi ile (inanmaya inanmaya) medyuma gitti. Amacı, ilk hamilelikteki tedirginliği biraz olsun üstünden atabilmekti. Medyum birçok değişik konuda eşimin sorularına cevap vermiş.
Fakat eşim soru bile sormadan, medyum eşime benim yazar olup olmadığımı sormuş. Eşim yazı yazma kabiliyetimin olduğunu, ama yazar olmadığımı söylemiş ona. Medyum da benim ileride çok popüler olacak bir polisiye roman yazacağımı söylemiş.
Gerceği söylemek gerekirse, polisiye romanlardan hep nefret etmişimdir. Fakat medyumu kırmamak için bir kitap yazmaya başladım! Bu kitap üzerinde halen çalışmaktayım. Kitap polisiye kitabı değil. Web tasarımı ve teknoloji ile ilgili. İşte bu çalışmalara başladığımda, açık-kodlu kitap yazmak nasıl olur diye düşündüm ve Altı Üstü Tasarım o şekilde başladı.
Türkiye'de maalesef benim içinde bulunduğum meslek kolu iyi anlaşılamıyor ve standartları yok. Bu bana iyi bir zemin verdi.
Bilgilerimi paylaşmak, yorumlarla yazdığım kitabı geliştirmek için başladı bütün bunlar. Yazdığınız yorumların yalnızca blog içinde kaldığını düşünenler için kitap biraz sürpriz olacak!
Derin Sular: İlginç bir hikaye! Peki yazdığınız konuların tam olarak anlaşılamıyor olması size İngilizce yazmayı düşündürdü mü?
Altı Üstü Tasarım: Yazdıklarımın anlaşılamıyor olduğunu düşünmüyorum. Her ay onlarca kişi bana kişisel email atıyor. Yazdıklarımın iş hayatlarını nasıl değiştirdiğini söylüyorlar. Yani yazdıklarım anlaşılıyor, fakat birçok kişi için bunlar ilk defa duyulan terimler ve konular oluyor. Visa sirketinin kurucusu Dee Hawk zamanında şunu söylemişti "Yeni fikirlerin düşüncelerimiz içine girmesi çok kolay. Zor olan eskilerini beynimizden silebilmek".
Yani anlaşılamıyor gibi görunen kısım, eski alışkanlıkların bizim meslek içinde gelenek haline gelmesi. Yazdıklarım ile bununla savaşmaya çalışıyorum ve çıkan sonucu görmek, yorumları okumak ve arada sırada kişisel emaillerde bunun bana söylenmesi çok güzel. Yani söylediklerim ya anlaşılıyor ya da anlaşılmak istenmiyor.
Derin Sular: Çok güzel ifade ettiniz. Bu durumdan dert yandığınız bir yazı da yazmıştınız geçtiğimiz günlerde. Söylediklerinize elbette hak veriyorum ve bunu sizin yazınız üzerine yazdığım benzeri bir yazıda ben de dile getirmiştim.
Zaten şu da bir gerçek ki, Altı Üstü Tasarım, arşivi ancak 8 ay öncesine giden bir blog olmasına rağmen, bugün itibariyle - ben de dahil olmak üzere - farklı konularda blog yazan pek çok kişinin saygı duyduğu ve düzenli olarak takip ettiği bir blog haline gelmiş durumda.
Yani anlamak isteyerek takip edenler, anlamak istemeyenlerden sayıca elbette daha fazla. Bütün bunlardan hareketle, Altı Üstü Tasarım'a olan bu 'pozitif' ilgiyi neye bağlıyorsunuz?
Altı Üstü Tasarım: Pozitif ilginin nedeni, teknik konular ile kimseyi sıkmamam. Yani herkesin anlayabileceği bir dilde yazmaya çalışmam. Zaten teknoloji içindeki en büyük sorun da bu. Herkes, herkesin teknolojiyi anladığını sanıyor. TCP/IP, https, URL, link, RSS, blog gibi birçok terimi, herkesin ezbere bildiği gibi bir inanç var ki bu çok yanlış. Benim sitemde yapmaya çalıştığım şey, "şu anki bilgi" ile "hedef bilgi" arasındaki boşluğu kapatmak.
Ayrıca web herkesin kullandığı bir araç. Yani yazdıklarım yalnızca web tasarımcılarının "aa evet" diyebileceği şeyler değil.
Hepimiz internet kullanıcılarıyız ve benim yazdıklarımın hepsi "kullanıcı" ile ilgili. Teknoloji umrumda değil.
Teknolojiyi kimin kullandığı umrumda. Hep aynı soru ile başlıyorum ben her türlü çalışmaya:"Teknoloji kimin umrunda?". Ve bu sorunun cevabini ünlem işareti ile bitirmeye özen gosteriyorum. Yani "Teknoloji kimin umrunda!"
Derin Sular: Bu tür bir yanıt vereceğinizi tahmin ediyordum açıkçası. Çünkü, ben Derin Sular'da bunun tam tersini yapıyorum! Yani okuyucuyu eğitmek gibi bir kaygım yok. Yazılarımı birer manifesto olarak görüyorum. Buna mizahi olanlar da dahil. Bir başka deyişle; farklı blog yazarları, farklı nedenlerle, farklı formatlarda yazı yazıyor. Herhalde bu da blogların bir başka güzelliği.
Altı Üstü Tasarım: Kesinlikle! Herkesin tarzının ve sohbet şeklinin değişik olması, blogları daha cazibeli hale getiriyor. Yani kimse "halkla ilişkiler" dili ile yazmıyor yazılarını.
Derin Sular: Peki siz zaman içerisinde blog okuma ya da yazma alışkanlıklarınızın değiştiğini söyleyebilir misiniz?
Altı Üstü Tasarım: Evet, değişti. Eskiden yalnızca İngilizce blogları okurken, bugün okuduğum Türkçe blogların sayısı neredeyse yabancı blogların sayısına yaklaştı. Yazma alışkanlığım ya da stilim de biraz olsun değişti. Bu tamamen okuyucuların yönlendirmesi ile oluştu. Eğer bilgi ve verileri, herkesin kendine pay çıkarabileceği bir hikayeye bağlıyorsanız, daha kalıcı bilgi haline geliyor. Bunu bana öğreten ise yazdıklarımı okuyanlar oldu. Hatta birkaç email ile benim tasarım ile yazdıklarımı değil, yazdığım hikayeleri beklediklerini bile söyleyenler oldu!
Derin Sular: Bu noktada aklıma iki soru geliyor. İlk olarak, okuyucu yorumlarının Altı Üstü Tasarım'ın içeriğini ne çapta yönlendirdiğini sormam gerekir sanırım. Çünkü, her ne kadar son derece okuyucu merkezli bir yayın anlayışına sahip olsanız da, Altı Üstü Tasarım gemisinin kaptanı sizsiniz ve bu da doğal olarak sizi belli noktalarda karar almaya ve uygulamaya itiyordur. Dahası, okuyucu tepkileri çoğu zaman homojen olmaz ve zaten sizin çapınızda birinin salt 'okuyucuların çoğunluğu böyle istiyor' düşüncesiyle hareket edeceğini zannetmiyorum. Çünkü, bazen küçük bir azınlığın talebi çok daha makul olabilir. Geçtiğimiz günlerde 'tek bir kullanıcı'nın talebini dikkate alarak ciddi açılımlar gerçekleştirmiş firmalardan da örnek vermiştiniz.
Yorumunuzun aklıma getirdiği ikinci soru ise, okuyucu kitlesinin genişledikçe yapısının da değişmekte olduğu gerçeğiyle ilgili. İşin başında Altı Üstü Tasarım'ın tanıtımını yaptınız mı, yoksa bunu viral tanıtım kanallarına mı bıraktınız bilmiyorum, ama her iki durumda da, gittikçe genişleyen ve doğal olarak farklılaşan bir okuyucu kitlesini ve taleplerini gözlemlemişsinizdir. Altı Üstü Tasarım için bu farklılaşma ne yönde oldu?
Altı Üstü Tasarım: Şimdiye kadar aldığım yorumların büyük bir çoğunluğu olumlu ve katılımcı olduğu için, yazdıklarımın okuyucular tarafında şekil aldığını ya da yönetildiğini söyleyemem. Genelde fikir alışverişi, birbirine ters düşen fikirlerin paylaşımı ile yön değiştirebilir. Eğer herkes aynı yöne gidiyorsa, bu sizin hedefinize varmanızı kolaylaştırır. Ben ikinci kısmın benim sitem için daha doğru olduğunu düşünüyorum. Türkiye'de bir yıl önce "web standartları" diyenlerin sayısı bir elin parmaklarını geçmez iken, ben ve benim gibi bu konularda yazı yazanların ve olumlu, katılımcı yorum yazanların sayesinde, bu konu konuşulmaya hatta uygulanmaya başladı.
Sorunun ikinci kısmına gelince, ilk başladığım dönemde, bana en büyük yardım Zoque forumundan, MMIstanbul sitesinden, Ferruh Mavituna'dan ve Taci Tırsak'tan geldi. Bu kişiler sayesinde, yazdıklarımla yakından ilgilenebilecek kişileri siteme çekebildim ve o aşamadan sonra olanlar ise tamamen ağızdan ağıza reklam ile gerçekleşti sanırım.
Derin Sular: 'Herkesin aynı yöne gitmesi' konusu 'politik' bir blogtan epey farklı kılıyor sanırım Altı Üstü Tasarım'ı. Çünkü politik platformda mutlak bir standarttan söz etmek mümkün değil ve gelen yorumlarda farklı düşüncelerin 'sıklıkla' ifade ediliyor olması son derece sıradan bir olay.
Bu noktada, biraz da okuyucu-yazar ilişkisinden söz etmek istiyorum. Sadık okuyucularımızı yaptıkları yorumlardan ya da gönderdikleri emaillerden hepimiz az çok tanıyoruz, ama genele baktığınızda okuyucularınızın ne kadarını tanıdığını düşünüyorsunuz?
Altı Üstü Tasarım: Çok fazla tanıdığımı söyleyemem, ama yorumlar ve offline emailler sayesinde, gerçekten çok değerli kişiler ile tanışma imkanı buldum. Bu kişilerin yokluğundan şikayetle başladığım yazılarımın, çok da doğru olmadığını gördüm bu kişilerin siteme yorum yazmaları ile! İsim vermek istemiyorum, çünkü birçok isim var. Popüler blogların yazarlarına bakmanız yeterli olacak sanırım.
Derin Sular: Peki okuyucularınızın kendiniz hakkında sitede sunduklarınızdan daha fazlasını öğrenme adına sizden talepleri oluyor mu? Mesela röportajdan haberi olan bir arkadaşım bana sizin Altı Üstü Tasarım dışında tasarladığınız siteleri öğrenmemizin mümkün olup olmadığını sormuştu.
Altı Üstü Tasarım: Evet. Birçok email alıyorum. Küçük CSS problemlerinden tutun da, kullanılabilirlik çalışmalarında danışmanlık yapmamı isteyen türde olanlara kadar. Elimden geldiğince ve zaman elverdikçe yardım etmeye çalışıyorum.
Fakat bu emaillerden biri beni gerçekten endişelendirecek dereceye kadar geldi. Ziyaretçilerden biri bana kişisel emailler atarak onu yetiştirmemi "emretti"! Bu kişiyi web tasarım konulu birkaç foruma yönlendirmeme rağmen, emailler kesilmedi. Emaillerin gerçekten kişisel bilgilerimi içermesi beni endişelendirince, emaillerine cevap vermeyi bıraktım. İlginç bir dönemdi. Blogların bir kötü yanı, kişisel bilgilerin ortaya çıkabilmesi ve bunu kimin, ne şekilde kullanacağını bilememek.
Arkadaşınızın sorusuna gelince, ben yaklaşık 2 yıldır site tasarlamıyorum. Kullanılabilirlik ve kullanıcı deneyimi konuları ile ilgileniyorum. Ama arada sırada kod yazmak hoşuma gidiyor. Bu, özellikle CSS ile çok eğlenceli bir hale geldi.
Derin Sular: Filmlerde bilim adamlarının kaçırılmalarına şahit oluyoruz, ama bir 'kullanılabilirlik ve kullanıcı deneyimi' uzmanının başına böyle bir şey gelme ihtimalini konuşuyor olmamız epey ilginç kabul edersiniz ki! Düşünün... Dağ başında bir kulübede bir tasarımcı sandalyeye bağlanmış ve karşısındaki eli silahlı adamlar ona soruyor: 'Söyle! Sitemizi nasıl ziyaretçilerimiz için daha kullanışlı bir hale getirebiliriz?'
Altı Üstü Tasarım: Gerçekten iyi bir senaryo yazılır bu konu ile. Ama sinemalarda iş yapacağından şüpheliyim!
Derin Sular: Evet. Medyanın geneli icin küçük, bloglar için büyük bir adım olurdu! Bakarsınız kendisine kaçırıldı süsü vererek ünlü olmaya çalışan blog yazarları da çıkar!
Hazır kimlik konusu açılmışken sorayım, kimliğinizi ortaya koyarak yazıyor olmak, yazılarınızda size bir sınır getiriyor mu?
Altı Üstü Tasarım: Bu tip olaylar büyük isimler için de geçerli. İnternet'in yaygınlaşması ve Google gibi şirketlerin gerçekten çok iyi işler çıkarmasının bir kötü yanı, kişisel bilgilerin rahatlıkla herkesin gözü önünde olması anlamına geliyor. Çok yakın bir tarihte CNET ile Google CEO'su Eric Schmidt arasında yaşanan tatsız olay da bununla ilgili idi.
Gerçek kimliğim ile yazmam hiçbir sorun çıkarmadı ya da bir sınır çizmedi yazılarımda şimdiye kadar. Çıkaracağını da sanmıyorum. Birçok kişi, isimler ile özdeşleştirmeyi seviyor bazı çalışmaları. Örneğin benim Jason Fried'in yaptığı herhangi bir uygulamanın kullanılabilir ve başarılı olacağından hiç şüphem yok. Yani sınır çizmek yerine beklenti oluştu sanırım.
Derin Sular: Evet. Yazılarımızı okumaya değer bulan insanlar, bloglarımızın müdavimi haline geldikleri andan itibaren gelecekteki çalışmalarımız için de bir beklenti içerisine giriyorlar. Ben elimden geldigince buna aldırmamaya çalışıyorum, ama tesir de göreceli bir kavram elbette...
Biraz da genel anlamda bloglardan söz etmek edelim isterseniz. İngilizce blogları da uzun süredir izliyorsunuz. Türkçe bloglarda aralarında gerek yazılan yazılar ve yorumlar, gerekse yazar okuyucu ilişkisi açısından ne gibi farklar görüyorsunuz?
Altı Üstü Tasarım: Türkiye'deki blogların dış ülkelerdekilerden çok farklı olduğuna inanmıyorum. Özünde ve çoğunda, kişisel görüşlerin yer aldığı web siteleri olduğundan, kültürel farklılıklar dışında, işleyişleri aynı. En büyük fark belki de katılımcı sayısı. Dış ülkelerde popüler olan bloglara yorum yazanların, katılanların, fikirlerini söyleyenlerin sayısı çok yüksek. Bu Türkiye'de düşük. Belki de bunun nedeni kullanıcı sayısı olabilir. Emin değilim.
Derin Sular: Bence düşünceniz doğru. İngilizce bir içerik 80'in üzerinde ülkeden ziyaretçi toplayabilirken Türkçe içerik için aynı şeyi söylemek mümkün değil. Ancak bu işin bir yönü. Diğer yandan, Portakal Ağacı'na Technorati'de ilk 100'e giren pek çok blogdan daha çok yorum yapıldığını da unutmamamız gerek. Bu durumun yavaş yavaş - genel için olmasa bile - iyi içerik sunan Türkçe bloglar için geçerli olacağını söylemek yanlış olmaz herhalde?
Altı Üstü Tasarım: Evet. Haklısınız. Portakal Ağacı birçok konuda ayrıcalığa sahip. Portakal Ağacı, basit, kafamızı çok yormadığımız bir konuyu, çok güzel şekilde işleyip, ziyaretçilerine ulaşabilmeyi başarmış ender bir örnek. Ziyaretçileri, geleneksel anlamdaki blog ziyaretçilerinden çok farklı.
Derin Sular: Zaten bence 'blog ziyaretçileri' kavramı geleneksel anlamdan kurtulup genele yayıldığı zaman Türkçe bloglar canlanmış olacak. Sizin beklentileriniz neler Türkçe blogların geleceği adına?
Altı Üstü Tasarım: Benim en büyük beklentim bir networkün oluşabilmesi. Bu networkten bahsederken, Bloglar Alemi, Komünite ya da Blog Kardeşliği'nden bahsetmiyorum. Daha çok Technorati ya da memeorandum türü bir networkten bahsediyorum. Eğer ben sitemde Koç şirketinden bahsediyorsam, Koç şirketinden bahseden diğer tüm blogların ve yazıların oluşturabileceği networked sayfanın oluşumundan.
Ayrıca Türkiye'de blog kavramının daha kişisellikten çıkıp, şirket bazına girmesini özellikle büyük şirketlerin bunun değerini anlamasını istiyorum.
Derin Sular: Ben şu anda aramanet.com'dan başka bu konuda çalışma yapan kimseyi bilmiyorum. Ama maalesef onların imkanları da epey sınırlı. Belki bloglar daha fazla gündemde yer alsa ve aramanet.com ya da bir başkası bu konuda daha ciddi bir program yazabilse büyük şirketlerden birinin buna iştirak etmesi ya da doğrudan bu konuya yatırım yapması mümkün - ve feasible - olabilir. Zaman gösterecek...
Ve isterseniz şimdi de, sizin gibi bir insana mutlaka sorulması gereken bir soruyla okuyucularımıza güzel bir climax yaşatalım: Gerek blog gerekse diğer formatlarda içerik yayınlamak isteyenlere (ve yayınlamakta olanlara) neler tavsiye edersiniz?
Altı Üstü Tasarım: Dürüst ol, yazdıklarına ve okuduklarına sınamadan inanma, teknik konuları kişisel deneyimlere bağla.
Derin Sular: Zaman ayırdığınız için çok teşekkür ediyorum!
Altı Üstü Tasarım: Ben teşekkür ederim.
OKUYUCU YORUMLARI (3)
Elinize sağlık, keyifle okudum.
Yazan: İrfan | May 16, 2006 2:50 PM
Web tasarım konusunda gerçek anlamda bilgisi olan bir Türk'ün olması ne kadar hoş.
Yazan: emre | May 17, 2006 3:25 AM
ÇOK GÜZELLLLLL....
Yazan: HAKAN | May 7, 2007 8:33 PM